space

space

John'un ayağı.

Geçen gün, hayatımda ilk defa Jimmy Page seven bir kıza rastladım. 
Kız, güzel sanatlarda okuyordu.
Ve o kadar güzel çiziyordu ki. Dayanamadım dedim, sen bana Page çiz, ben sana Lennon çizeyim. 
Bu şirin kız bir hevesle olur tabii en kısa zaman içinde çizelim dedi. 
AMA BİR PROBLEM VARDI. 
-Kız, daha su bardağı bile çizemediğimi (en azından düzgün olarak.) bilmiyordu.

Ama davamdan vazgeçmedim. Seni çizeceğim John Lennon dedim. 
Tanrı yine hareket çekti, çekti ama aldırmadım. 

Saatler geçti. 
Çizdiğim her çizgi John'u faciaya sürüklüyordu. 
Kendini gördükçe John, yerlerde yuvarlanıyor, sonra öhm pardon. güzel oluyor ya. asdasd. pardon. güzel olc- AGSDHFNHSGDJ. BU NE LAN. diyordu. 
Ben de gülmeden edemedim. 
Ve, bacak çizemediğimi anladım. 


Sınırları böylesine zorlayabilmek mutluluk verici. 
Şimdi, aynanın karşısına geçip üç defa Bloody Mary diyeceğim.

Benim üniversitelerim değil ama sevgililerim. (Selam Puşkin, sıcak kahven var mı?)

Ben küçükken bu adama aşıktım.


Sonra bu adama aşık oldum. 





Sonra şeker yemeye bayılan, bıcırık dünyasından bir türlü ve iyi ki çıkamayan bu şizofren kapımı çaldı. 
Ve artık düzgün cümle kurmayı öğrensen diyorum dedi. 



Sonra bu iki herife aşık oldum. Kurduğum cümleleri hiç siklemeyip, habire backdoor man dediler. 
Ayıptır günahtır dedim, YUKARDA ALLAH VAR dedim ama olmadı. 



Sonra bu adam ayaklarımı yerden alıp, pofidik bulutların üstüne koydu. 


Sonra bu adam, benimle saatlerce kırlarda koştu. Habire boynumu öptü ve boynunu morartmama izin verdi. Biz. Hala görüşüyoruz.



Sonra bu adam, beni mistikliğiyle aldı, ordan oraya vurdu.



Bu adam ise, beni lacivert gözleri ve aşırı mutluluğuyla kendine aşık etti.



Ve ben, bu işin altından kalkamayıp Beatles'a aşık oldum. 

İşte bu ergenlikten insanlığa geçişimin belgeleriydi. 
Hadi beni alkışlayalım.

Dünyanın en sıkıcı insanı

Benim. 
Günlerimi okula giderek, dersaneye gidemeyerek, sigara almaya yeltenmek ama para bulamamak, bunun üzerine bira alıp, yarısını içememekle geçiriyorum.

İstediğim kitapları satın almama rağmen, çoğunu okumayıp, bahabaco'nun kitaplarını yutarcasına okuyorum. 
Bahabaco'dan bahsetmiştim. Devrim hoca ya. Bizim herif. Neyse.

Resimlerden, yazılardan, fotoğraflardan oluşan bir duvar yapmaya çalışıyorum ama ben simetri manyağıymışım. 
Bunları gelişigüzel asmaktan bahsediyoruz ve ben CETVEL KULLANARAK BU İŞİ YAPMAYA ÇALIŞIYORUM. 
DUVARA ASMAK  VE CETVEL DİYORUM. 
BEYNİMİ SİKEYİM DİYORUM. 
Ama anlatamıyorum. 

Ben. Hayır hayır, gerçekten devam edemeyeceğim. 

Be naptıım.

Merhaba. 
Dün uzun zamandır yapmadığım bir şey yapıp, film izledim
Filmin adı Peeping Tom idi ve nasıl desem, MUHTEŞEMDİ. 
Ben ki, radyo sinema televizyon okuyup, Hitchock'la ilgili kapsamlı araştırmalara kendini vurmak isteyen insanım. 
Ve bu film, Hitchock'un meşhur filmi Physco ile aynı dönemde çıkmış. Tabi bütün beğenileri üstüne çeken Physco olmuş.
Peeping Tom ise Michael Powell'ın -bu genç yönetmen oluyor.-  kariyerini bitirmiş. 
Bir şey demem gerek, BU YAPTIĞINIZ AYIP. 


Konusunu ıcığına cıcığına anlatmak isterdim ama çok üşeniyorum. Hadi bakalım. 


İşte bunu gördüğüm zaman oha dedim;


Jimmy Page; benim olacaksın. Kaçarın yok. Öptüm.

Gördüğüm her şeye oha dediğim şu günlerde Pink Floyd'a iki defa oha diyorum;



 Ayrıntılı bilgi için, bakın cebimde ne var; take up thy stethoscope and walk
Şarkının adını yazıncaya kadar canım çıktı.




Bu aşırı heyecanlı ve sosyal olan hayatımdaki diğer bir yenilik ise; Amerikan Sapığı. 
Bol küfür ve bol irkilme barındıran çoacayip bir kitap. 
Ve bazı bölümleri beni gerçekten düşündürüyor. 

'İyi karakterli kız dediğin' diye lafa başlıyor Reeves, 'Küçük taş gibi bir vücudu olan, bütün cinsel talepleri fazla orospulaşmadan yerine getirilen ve esas itibariyle o siktiğimin salak çenesini rahat tutan bir piliçtir.'

Pek hoş olduğu söylenemez tamam ama düşündürmeden edemedi. 

Bu tercihlerim beni sosyopat olmaya zorluyor. 
Şimdi gidip Club Penguin oynayarak kendimi dengelemeye çalışacağım. 
Öptüm. 

Yağmur yağdı ama romantik değildi

Bugün yağmur yağdı. 
Aklımda İt's smells like rain today dizeleri yankılandı. 
Ordan aklıma Tom Waits geldi. 
Ordan da aklıma  Larien geldi. 
Bence çok acayip bir dünyada yaşıyoruz. 
Ve benim ordan oraya gitme biçimim gerçekten içler acısı. 
Hala yağmur yağıyor. 
Larien  n'aptı acaba. 

Çorap

'Neden.'
Hava soğuktu. Küçük burnum soğuktan kızarmış ve çizgili uzun çoraplarım kendini bırakmıştı.
Sadece çoraplarıma baktı. Yüzünde bir ifade vardı.
Bana ait olan bir ifade. Ama aitliğinden mutlu olmadığım.
'Sebebi sensin.'
Çoraplarıma baktı ve gitti. Ben filmlerdeki o kızdım, o ise filmlerdeki o erkekti. Hatta şimdi, filmlerdeki gibi geri dönecekti.
Hey, dön! Her şeyin filmlerdeki gibi olması gerekiyor!

Çoraplarım indi. Gelmedi. Köşeyi döndü.
Köşeyi döndü. Gelmedi.

Sanki hiçbir şey değişmedi. Ama çok şey de değişti aslında.
O olduğu zaman ayaklarım yere deymezdi.
Şimdi, ayaklarımı hissetmiyorum.
Eskiden, onunla birlikteyken, hiçbir şeyi görmezdim.
Şimdi, gördüğüm her şey üstüme yıkılıyor.

Bizi şu ana kadar hiç filme benzetmedim.
Ama sigara gibi olacağımızı biliyordum.Filtresine kadar içince, ağzımızda kötü bir tat kalacaktı.
Ama hiçbir şey de sigaranın dibi kadar başka olmayacaktı.
Sen ve ben diyorum, bir başkaydık.
Ve dünya dönüyordu.
Şimdi, dünya hala dönüyor.
Ama müzik bitti ve hiç boş sandalye yok.

Yann Tiersen'den artık nefret ediyorum. Çünkü, düşüncelerimin hızını kontrol ediyor.
Ve benim aklımdan tomarla şey geçiyor. Ama, aslında aklımdan geçen tek bir şey var.
Sadece patatesten yapılan yemeklerle donatılmış bir masa gibi düşün.

Ben. Neden gittin anlamıyorum.
Eskiden sigara yüzünden nefes alamazdım.
Şimdi, nefes alamıyorum.

Yann Tiersen canımı yakıyor. Gözümde zippolar yanıp sönüyor.
Ben. Niye gittin?
Sorun çoraplarım olamaz? Onları yeni aldım. Çok ucuza!
Çoraplarımı seviyorum, çoraplarımı yakamam ama geri dön!

Onları seviyorum.
Lütfen o köşeyi dönme.
Onları çok ucuza aldım.
Hadi ama.
İzlediğim hiçbir film böyle bitmiyordu.
Ben. Yalan söyledim.

Gün geçmiyor.

Gün geçmiyor ki hayatım iyice mallaşmasın. 
Annemle kavga ettim ve ekkartımı elimden aldı. İşin garip yanı ben bugüne kadar hiç, ekkart birleşik mi yazılıyor diye düşünmedim. 
Ekkartımının olmadığı şu zaman diliminde ben mükemmel afişler alamamaktan, mükemmel ve uygun fiyatlı kitaplar alıp, yutarcasına okuyamamaktan, şirin post it'lere para bayılamamaktan, mükemmel milkshakeler ile, beynim donuncaya kadar sevişememekten ve YEMEK YİYEMEMEKTEN şikayetçiyim.
Ve bu acıya dayanamayıp tanrıya, hey dostum senin derdin ne ha demeden edemedim.
Bana, sorun senin o lanet olası kıçının kafandan büyük olması dedi. 
Şimdi oturmuş, ölümüne hollywood filmi izleyip, göt göbek büyütüyoruz. 

Gün geçmiyor ki, böyle bir karikatür gözlerimden yaş getirmesin;

  
Bunlar benim için çok ama çok hassas konular ama GEBERDİM LAN.

Gün geçmiyor ki okulu katlanılabilir yapan bıcırık arkadaşım, dünyanın en, en, en, UYGUN KELİME BULAMIYORUM, cümlesini kurmasın. 

- İsmail ben gidiyorum
+ Tamam, hadi ALLAH ÇARŞINA PAZAR VERSİN. 

Ehe. Olm. Şey. BU NE LAN.

Gün geçmiyor ki, Facebooktaki arkadaşınla röportaj mıdır nedir, CANIMA TAK ETMESİN. 
Bu nasıl bir soru cevap, hala anlayabilmiş değilim.
Bkz;

- Arkadaşın hedehödö bir yere saklanmış olsa, onu nerede ararsın?
+ Kalbimde (:* <3 !!bir11

Şimdi ben kafama sıkmayayım da KİMLER SIKSIN.
Ama tabi, yaratıcı şeyler çıkmıyor değil.


Şimdi gidip, arkadaşlar röportaj komseptinin içine sıçmaya devam edeceğim.
Bir ara uğrarım. 
Kalbimdesiniz (:* <3 !!!birbir111
 

İstemeden yapılan hedehödöleryaşasındedeler

Merhaba. 
Kaç gündür yazmadım. Yazasım gelmedi. George Harrison için bile güzel bir şeyler yazamadım. 
George Harrison sigaradan öldü, ben de bir sigara yakayım dedim. 
Ama sigara içmiyorum.
O nasıl iş lan.
Seni seviyorum George Harrison,
Kollarımı açabildiğim kadar çok seviyorum. 


Bugün çok güzel ve çok eğlenceli bir şey yaptım. 
Bir gün içerisinde istemeden yaptığım şeyleri düşündüm. 
İstemeden ama isteyerek yaptığım şeyler. Ve bütün bir günümü harcayan şeyler aslında. 
O halde orrayt. 

-Her akşam yatmadan önce kendimi, yarın nasıl uyandığımı hatırlamaya şartlıyorum. ANLAMAYANLAR YA ŞİMDİ KONUŞSUN YA DA SONSUZA KADAR SUSSUN. 
Yani her akşam kendime 'Yarın nasıl uyandığını hatırla yoksa gebertirim seni LAN.' diyorum. 
Ve ben, gayet sağlıklıyım. N'abeer.

-Her sabah uyandığımda alarm olarak ayarladığım şarkıyı değiştirmem gerektiğini düşünüyorum. Hatta bunu yaklaşık on iki dakika falan düşünüyorum. 
Bir alarm olarak Black Crowes- Good morning captain

-Her sabah servis gelmeden on dakika önce evden çıkıyorum. Ama her sabah, servisi kaçırdığımı düşünüyorum. Ve bu düşünce, bu ihtimal iki gram olan beynimi yiyor. 

-Servise bindikten sonra düşündüğüm ilk şey genelde üniversitede ne okuyacağım oluyor. Okuldu, üniformalardı, yoldu, şarkılardı falan, üniversiteyi bunlarla bağdaştırabiliriz ama ciddi bir problem var. 
Hergün, olmak istediğim şey değişiyor.
Şey ben, BİR ARA KASİYER OLMAYI BİLE DÜŞÜNDÜM. 
Alışveriş merkezi kokusunu çok severim de. Hehe. 

-Hergün okula, okuldan da dersaneye giderim. Ve her gün sağımda John Lennon'un yürüdüğünü düşünerek mutlu olurum. Bu düşünce üç dakika boyunca yüzüme bir gülümseme yapıştırır. Sonradan bunun pek mümkün olamayacağının bilincine varırım. 
Aslında, böyle bir şey olabilir. Her şey John Lennon'a bağlı.
'Merhaba ben John Lennon. Hani dün saçını çeken biri vardı ya, o bendim. EHEHEHE.'

-Hergün Facebook'umu dondurmayı düşünürüm. 
Her ay Facebook'umu dondururum. 
Her aydan bir hafta sonra Facebook'umu açarım. 

-Telefonumda dinlemediğim bir çok şarkı var. Hergün, o şarkıları dinleyeceğime dair kendime söz veririm. 
Ve sonra, aynı şarkıları pişkin pişkin atlar geçerim. 

Biz, zengin insanlar böyleyiz işte. NAPARSIN.


Iımm. Ben. Şey.

O kadar mutsuzum ki, mutsuzluğumu körüklemek için 'Varlık var mıdır' gibi hiç haz etmediğim sorular soruyorum. 

Bütün günüm hareket etmekle geçiyor, ama hiçbir hareketim olmuyor. 
Hissediyorum. 
Hergün Beatles dinliyorum. Hergün, aynı şarkıları atlayıp, aynı şarkıları üç defa dinliyorum. 

Düşündüğüme inanmıyorum, burası açık. Düşünmemekle beraber durup dururken ağzıma sıçan şarkılar bulup çıkarıyorum bir yerlerden. 
Şarkılar kulaklarımın içine içine bağırıyor; git bir sigara yak!
Yakamıyorum.
Yaksam bile zehirlendiğimi hissedemiyorum. 
Niye zehirlenmek istiyorum, bilmiyorum. Buna ergenlik diyorlar. 
Ama ben hala elli beş santim olduğuma ve popomun üstüne düştüğüme inanıyorum. 

Dünyanın bütün duvarları, beni görünce, diplerine çukur kazıp içine barut dolduruyor. Sonra da lanet olası zippolarını çukurlara atıp kaçıyorlar. 
Duvarlar paramparça oluyor,
Kulaklarım duymuyor,
Ellerim her yana saçılıyor, 
Ama ben hala zippolara üzülüyorum. 
Hala. 

Bu dünyadan olmayan bir adam, bir şeyler yazıp gidiyor. 
Bir kadın dünyanın en garip sesiyle bana onun yazdıklarını söylüyor;

Drink up, baby, stay up all night 
The things you could do, you won't but you might
The potential you'll be, that you'll never see
The promises you'll only make
  
Yutkunuyorum ve diyorum; Oh, dear what can I do?
Ama Beatles bile dostum şimdi değil diyor.

Canım gerçekten yanıyor. 
Gerçekten. 
Kulaklıklarımın arkasına sığınıyorum, kalın olan her şeyi başımın üstüne çekiyorum, gerektiği yerde 'leavemealoneokeeey' triplerine bile giriyorum ama olmuyor. 
 Dünya dönüyor. Herkes viyak viyak bağırıyor, herkes eğleniyor. 
Ben eğlenmiyorum, bunun için kendimi şanssız hissediyorum. 
Ama eğlenemeyen ve eğlenemediği gibi gerçekten acı çeken insanlar da var, bunu görüyorum. 
Görüyorum, ama hala kendimi şanssız hissediyorum. 
Görüyorum ama her şey aynı kalıyor. 

O zippoları, o çukurlara atıp kaçmayacaktınız. 
Her şey bu yüzden.

Ama


Bunun altına bir şeyler yazmak istedim ama tanrı, folloş cümlelerinle bu anın içine etme dedi. 

bla diyorum, bla bla


Her şey bir kadınla, bir erkeğin sevişmesiyle başladı.

Kadının derdi sevilmek, adamın derdi ise biraz daha hareket etmekti. Birden erkeğin bir parçası, erkeğin egemenliğinden sıkılarak, kadının anaçlığına sığındı. Bu sırada birkaç yıldız kaydı, bir adam sigara yaktı, bir kadın evi terk etti, bir ev ışıklarını söndürdü.

Sonra dünyaya bir kıkırdak yığını geldi. Kıkırdaktı çünkü kemik olamayacak kadar hiçti. Ve hep hiç olarak kalacaktı.

Adam ve kadın bu kıkırdak yığınını bağrına bastı. Bağrına bastı çünkü kıkırdak yığını acizdi. Adam ve kadın, onu kendi yöntemiyle besledi, kendi yöntemiyle uyuttu. O, adam ve kadının kendi yönteminden ibaretti zaten.

Kıkırdak yığınının dişleri çıkmaya başladı. Artık poposunun üstüne düşebiliyor ve biraz konuşabiliyordu. Ama anne ve babadan başka hiçbir kelimeyi bilmiyordu.
Aslında anne ve babadan başka hiçbir şey bilmiyordu. Bunun sebebi, ufak olmasından değil, anne ve babanın, anne ve baba olmasındandı.

Günler geçiyordu. Günler geçerken, kıkırdak yığını kemik yığınını olmaya başlıyordu. Ama o hala anne ve babadan başka bir şey bilmiyordu. Anne ve baba bundan endişeli olmamakla beraber, gayet mutluydu. Çünkü onlar bir aileydi. Ve aile demek, bir çocuğun anne ve babaya tapması demekti.

Bir gün bütün insan topluluklarının garipsediği bir durum yaşandı. Kemik yığını, anne ve babadan başka, çok başka bir kavrama ilgi duymaya başladı. Adı özgürlüktü.

‘Kemik yığını özgürlük için savaştı, anne ve baba kavramlarını bir çırpıda silip, o kavramların egoist olduğuna kendini inandırıp yoluna devam etti’ demek isterdim.
Ama öyle olmadı.
Hiçbir şey değişmedi.

Anne ve baba, tanrı olmaya o kadar çok alışmıştı ki, başka bir kavrama tahammül edemedi. Aile, kemik yığınını ayakları altına alarak aile kavramını korudu.
Kemik yığını yavaşça hissizleşti, hissizleşti, hissizleşti.
Bedeni büyüdü ama o hep kemik yığınıydı.

Ve bir gün, hiçbir insan örgütünün garipsemediği bir olay yaşandı.
Kemik yığını diğer bir kemik yığınıyla sevişti. O sırada birkaç yıldız kaydı, bir erkek sigara yaktı, bir kadın evi terk etti, bir ev ışıklarını söndürdü.

Işıkların sönmesini bahane eden bir grup kemik yığını, ışıkları yakma bahanesiyle, dizginleri eline almak istedi. İnsanlar buna karşı çıkmadı, çünkü yine bir aile olacaklardı. Herkes birbirine tapacaktı ve herkes, tanrı olduğunu bilecekti.
Bir basamak yukarıda olanların adı devlet oldu, aşağıda sevişenlerin adı ise halktı.
Devlet sevişiyordu ama sevmiyordu.
Halk sevişiyordu ama tek derdi yeni kıkırdak yığınlarıydı.
Kıkırdak yığınları hissetmiyordu, çünkü anne ve babalar vardı.
anne ve babalar vardı, çünkü erkek ve kadın sevişmeden yapamıyordu.
Erkek ve kadın sevişmeden yapamıyordu, çünkü sigara çok güzeldi.
Her şey sigara yüzünden.

Beatles temalı zıvazövebirkioleyaslanımbee

Herkese merhaba.
Bayram geliyor.
Bense, bayramdan önce herkesi gıda a.ş. adlı belgeseli izlemeye çağırıyorum. 
Ve hayır, daha vejetaryen değilim, hatta o kadar değilim ki, böyle mi yazılıyor onu bile bilmiyorum. 
Neyse.

Uzun zamandır odama kapanıp, sinsi sinsi bir şeyler yapıyordum. 
O bir şey resim çizmek. Ben oldukça pıtırcık olduklarına inanıyordum ama sevgili melis'in bu çizimlerini  gördükten sonra HÖEHÖHEEH dedim. 
Şimdi, çizimlerimi buraya koyuyorum, sonra melis'in çizimlerine bi daha bakıp HÖEHÖHEEH diyeceğiz.



Sevgili annem, DERS ÇALIŞ temasını yanına alarak, bıcırık fotoğraf makinemi sakladı. O yüzden resimler bu kadar megapikselsiz.
Neyse. Bu resmimiz yellow submarine temalıydı. Çok iyiydi çok da güzeldi tamam mı.
Tamam, ben sakinim.


Sikici bir ingilizce sınavında aklıma gelen bir desen. Sıkıcı bir edebiyat dersinde ise temelleri atıldı. Sıkıcı bir geometri dersinde ise son buldu.
Ben de o sırada çay içtim falan. 


Bu bıcırık ise anlık yapılmış bir çalışma.
Sınıftaki bütün uç kutuları mora boyandı,
Öğretmenler laf etti,
Arkadaşlarım ana avrat düz gitti,
Yaşar Usta, BAK BEYİM SANA İKİ ÇİFT LAFIM VAR dedi ama OLSUN. 
Bence çok iyi oldu çok da güzel oldu tamam mı. 
O değil de bu benim dilime nerden takıldı. 



İşte bu kaltak, beni çok yordu. Gözlerim isyan etti, ellerim SİGERİMBENBÖYLEİŞİ dedi ama OLSUN. 
Teması, sgt. peper's lonely hearts club band


İşte böyle canlarım. 
Canlarım ne lan. Neyse. 
Benim en sevdiğim Beatles şarkısı sgt. peper's lonely hearts club band
Beni en tahrik eden Beatles şarkısı why don't we do it in the road
En uykumu getiren Beatles şarkısı mother natures son
Ve ben, bunları niye söyledim bilmiyorum. 


Dağılın. 
Varya, Beatles çok güzel şey.

Hastalık

Hasta olmuşum. Dağlara taşlara. 
Sebebini biliyorum, gerçek bir ergenlik belirtisi, gerçek bir hikaye. 

Uykusuz gecelere ve gün içerisinde aldığım 12 hapa sebep olan şey ne biliyor musunuz?
OKUL HIRKASI.
Ergen teşhisini buna dayanarak koyduk. Şimdi kameralarımızı Ankara'ya çeviriyoruz. 
Olaylar şöyle gelişti. when I was younger so much younger than today,
sıkıcı bir geometri dersinde okul hırkamın bütün düğmelerini koparıp beş taş oynamıştım. İşte geçen gün dedim ki, bak beyim sana iki çift lafım var, bu düğmesi olmayan hırkayla bağrın açık dolanıp durma, çoluğumuz var çocuğumuz var. Bunun üzerine yüncüye gidip, kendime düğme aldım. Aslında bir süre alamadım çünkü dükkan teyzelerden geçilmiyordu.
Kış-yün dükkanı-teyzeler. Anladınız siz. 

İşte sonra eve geldim, yemedim içmedim bu düğmeleri diktim. Sonra aynanın karşısına geçip kendime bak beyim iki çift lafımı dinleyince ne güzel oluyor, güldük eğlendik ama şimdi LANET OLASI KIÇINI KALDIRIP KARMAŞIK SAYILARI HALLET dedim. 
Hitchcock çığlığı atıp hemen uyudum ve sonraki 5 GÜN okula tiril tiril hırkayla gittim. 
Hava -5 derece. 
Üstümdeki -burası çok seksi oldu bak şimdi. ehehe- koruyucu kıyafet, HIRKA. 

Haliyle dün ebem sikilmiş bir halde eve geldim. Uykumda saçmalamam ve sürekli halsizlik durumum bana EBENSİKİLECEKEHEHEHE dedi. Ve bugün okula gidemedim. 
Okula gidememem iyi oldu çünkü uzun zamandır yapmak istediğim şeyleri yapma fırsatı buldum;

Mesela ki, 2 film izledim.

Ya dedim, Donnie Darko, BU ZAMANA KADAR NERDEYDİN AMIN FERYADI. 
Resmen hayallerimin psikolojik sorunları olan, zeki, kassız, toplum tarafından dışlanmış, isyankar sevgilisi. 
Ve gayet mükemmel replikler barındırıyor. 
Mesela ki;
+Neden o aptal tavşan kostümünü giyiyorsun?
-Neden o aptal insan kostümünü giyiyorsun?
İşte yaa. Yaa. YAA. 

İkinci film benim hastalık filmimdir; Jeux de fants


Ne zaman izlesem ya derim, SİZİN AMINIZA KOYAYIM. Böyle bıcırıklık olur mu lan.
Haa bu arada yıllardan beri söylemek isterim ama hiç söyleyemem, şimdi hastalığıma dayanarak bunu söylemek istiyorum. O ÇİMENTONUN KIVAMI OLMAMIŞ GENÇLER. 

Bu kadar film izledim hadi dedim, birde kitap okuyayım;
Adı Cennetin Doğusu idi. Gayet iyiydi gayet güzeldi. Klasiklerin kasıntı havasından eser yoktu. Gerçi ben, klasiklerin kasıntı havasına bayılırım. BAYILIRIM. Ama bu, gerçekten çok iyi. 

Şimdi gidip yatacağım. Ama yatmadan önce sizinle evrenin en muhteşem şarkısını paylaşmadan gidemem, anlıyor musunuz, GİDEMEM. 

Olsa kalp koyardım. O DERECE. 

23 nisan cumhuriyet ve kurban noeli mübarek olsun





Gençler anlaşıyor, tek yürek oluyor iyi güzel ama kimse bana haber vermiyor. 
Alınıyorum.

Gün geçmiyor ki mallıklarım durdurak bilmesin. 
İçimden bir ses yine cümle kuracağım derken sıçtım sıvadım diyor. Neyse.
Bugün gerçekten beyinsizliğim üstümdeydi. GERÇEKTEN. 

Çünkü bugün dersaneye gittim ve dersaneden çıktım. 
BURAYA KADAR HER ŞEY NORMAL. 
Telefonumdan müzik dinleyip bir yandan da cips yiyordum. Sağ elimle cips yediğim için telefonu sol cebime koydum, yağ olmasın, kuzucuklar ağlamasın diye. 
BURAYA KADAR DA HER ŞEY  NORMAL. 
Sonra cipsi yedim, parmaklarımı yaladım ve cebimi sağ elime attım. Telefonum orda değildi. 
HAYIEAĞIARIRIRIRADASADASADSA diye bağırdım. 
Haa, bu arada müzik hala devam ediyor. 

Sağa döndüm, sola döndüm, ters takla attım, serçe parmağımını bi kulağımdan sokup, diğer kulağımdan çıkardım AMA YOK. 
TELEFON YOK OLM.
Baya üzüldükten sonra, yaa bu şarkı telefonumu kaybettim ne yapacağım şarkısı değil kiee dedim ve telefonu cebimden çıkardım. 10 saniye boyunca onun telefon olduğunu farkedemedim. 
Bi ara düşündüm benim mp3 çalarımda bu kadar tuş yok ki dedim. Düşüncem beni bir gerçeğe itti la olm benim mp3 çalarım yok ki ben telef... LAN. NASIL YAA. dedim. 
BİRİ BANA NEFES ALMAYI ÖĞRETSİN.

Eve bu gerizekalılıkla varabildim. Annem bile şaşırdı lan. 
Ben zippo avı yapmaya devam ediyorum o ise HOĞAIRIORIUR8YTJBV diye horluyor. 
Buna baktım, baktım, baktım. 
SENDE HİÇ FENA DEĞİLSİN HA. dedim. 
Çok güzeller lan. Ben bununla ocağı falan yakarım. Hatta kibrit alır, kibriti bununla yakarım. 

İçimden bir ses, giderek vasıfsızlaştığımı söylüyor. Korkuyorum.
Zippo güzel şey. 

viberoyroy

Merhaba. 
İşte bugün kış geldi, kapımızı çaldı yengeni bikaç gün burda saklamam gerek SEVİYORUZ LAN BİRBİRİMİZİ. dedi. Hacı dedim ayıp ediyorsun. Şu kafam varya hani ONUN ÜSTÜNDE YERİN VAR. Pis pis sırıttı sonra haa bu arada bi ara evi boşaltın lan YENGENLE İŞİMİZ VAR dedi.
Bunu sokakta yazıyorum şimdi.

Dün eve misafir geldi. Yedik, içtik. Teyze baya sigara içti gitti. 
Bugün annem 'Lan sen viberoyroy mu içiyorsun' dedi. 
Annem viberoyroy diyorsa onun adı viceroy'dur. BİZDE BÖYLE. 
Ben 'hacı winston bulursan o benimdir ben viceroy içmem ki ehehehe şakaydı  BU ŞAKAYDI' dedim.
Dedim ama annemin terliklerinin gazabından kurtulamadım.
 

Ve;
Bugün okula gitmem gerekmedi. Bende oturdum, muhteşem şarkılar dinledim, dört saat ders çalıştım, dvd koleksiyonumu düzenledim, yağmur melodik melodik camlara vururken sütlü kahvemi yudumlayarak kitaplığımın tozunu aldım demek isterdim AMA YOK. 

Bi bok içmedim, aynı şarkıyı değiştirmeye üşendiğim için 238476354356789 defa dinledim, 2 soru çözdüm.
Bir de geleneksel saçmasapan şeyleri araştırma günüm geldi. Bugünkü konumuz zippolardı. 
Zippo güzel şey. 
AMA BU NE LAN
BU NE OLM.
Para biriktirin, amuda kalkın, fazla kilolarınızdan kurtulun, ne yapın ne edin ama ALIN BUNU BANA. 
Bu ne güzellik lan. Bu ne öküzlük. Bu ne ohalık. ALLAHINIZ YOK MU LAN SİZİN. 

Şimdi sokakları bırakıp evime dönüyorum. Umarım kış, işi pişirmiyordur. 
Düşünsenize lan eve bi giriyormuşum şimdi bunlar kanepenin üstünde...
O ZİPPOYU BANA ALIN.




If I feel

Pazartesi günlerinden nefret ediyorum. AMA NASIL.

Ve bu pazartesi gününden daha bir nefret ediyorum çünkü, annem hasta oldu. Mavişinin kaybolmasına dayanamadı sanırım. KOLAY MI KIZAAM, kadının otorite foş yani. FOŞ.

Ama pazartesilerden GERÇEKTEN nefret ediyorum. Bazen o kadar nefret ediyorum ki, Beatles bile durumu kurtaramıyor. 
Aklımdan sürekli olarak John Lennon'un öldürüldüğü, George Harrison'ın gırtlak kanserinden öldüğü ve iki Beatle'ın her an ölebileceği gibi şeyler geçiyor. Üzülüyorum hamına koyayım, çok üzülüyorum.

Bazen aklıma ben geliyor. Bazen insanların beni sevimli bulmadıklarını düşünüyorum. Sanki bana acıyorlar. Aslında bu sikimde bile değil. Aslında sikim bile yok. Olsa güzel olur muydu bilmiyorum. Neyse. 

Bazen aklıma kurduğum folloş cümleler geliyor. O cümleleri seviyorum ama, bilmiyorum. Bilemiyorum. Bazen her şeyin amına koymak ve artık küfretmemek istiyorum. Bilemiyorum. 

Bazen sigara içmeye başlasam içimdeki boşluk karizmatik bir şekilde dolar mı diye düşünüyorum ama YOK. Sigara içebilmek için bile biraz zeka gerekiyor. BİR GRAM FALAN. Benim beynim bana anca yetiyor zaten. Hatta yetiyor mu onu bile bilmiyorum. Yetiyonuz mu lan? -salak çocuk sesi-YETİYORUZ EVET EVET 
Yetiyorlarmış. Şimdi kameralarımızı Ankaraya çeviriyoruz. 

Bazen kendimi alkole vursam mı diye düşünüyorum ama YOK. Bira şişesini çakmakla açamadığım sürece bu işlere bulaşmayacağım, YEMİNİM VAR. 

Bazen her şeyi bırakıp, greenhorn'a gitmek istiyorum. Hatta bazen o kadar çok gitmek istiyorum ki, içimdeki NAH GİDERSİN diyen gence aldırmayıp, dersane çıkışı Greenhorn dolmuşlarına atlayasım geliyor. Greenhorn dolmuşları, evet.

Bazen kendimi o kadar çok kaybediyorum ki, Çılgın Bediş'i harul hurul arayıp bütün bölümlerini izleyesim, Dexter'ın cinayet işlerken giydiği o sivisşörtü bulup okula giderken giyesim ve Dexter izleyen genç kesime korku dolu anlar yaşatasım, Winchester kardeşler gibi iblis yolunda can veresim, iblis görünce altıma sıçasım geliyor.

Bilim adamları ve klinik psikologlar buna ergenlik diyor, salaklık diyor, BU ÇOCUK NASIL NEFES ALIYOR diyor.
Ben bazen  nefes alamam, onun dışında bir problemim yok. 
Şimdi, ÇIKIN DIŞARI.


 

Sanane lan benim güzelliğimden

Aslında bugün hıçkıra hıçkıra güleceğim belliydi. 
Çünkü annem maaş kartını kaybetti. Arandı tarandı bulamadı ve son çare olarak bankayı aradı. 
Konuşmayı aynen aktarıyorum;
Alo, iyi günler. KREDİ KARTIM NERDE. 

Annem bir şeyleri kaybedebilmesini kabullenemedi. Kartını mavişieeem diye aradı, gelme artık istemiyorum diye naz yaptı, NERDESİN AMK diye isyan etti. 
Ama olmadı.
The maaş kartı leaving home bye bye falan yani.



Sanırım annem Halkbanklı olunca kredikartımasahipçıkarlaronukorurlarokşarlarWEARETHECHAMPİONS falan diye düşündü. Alem kadın valla.



Sonra eve geldim oturdum kalktım, perdeleri söktüm, modemin ışıklarını çayın içine tutup yakamoz yapmak istedim falan. 
Ve bütün bu yaptıklarımın sonunda, annemin psikolojisinin bozulduğuna karar verdim. 
Çünkü modemin üstüne hem çay bardağını, hem su bardağını düşürdü. 
Toplamadı,
Gitti ve yine bardaklarını alıp oturdu. 
Ortama Hitchcock  müziği yayıldı ve ben GODZİLLEAAĞ çığlığı atarak tuvalete gittim. 

AMA ASIL OLAY BU DEĞİL. 

Ömrümde hiç gebermediysem. 
Durun, DÜNYANIN EN SAÇMA GİRİŞİNİ GÖRDÜM SANKİ. 
Neyse. Ömrümde hiç gebermediysem bugün gebermişimdir sanırım. 
Sebebi Mert Saygın sebebi  BU
Akşam akşam hıçkıra hıçkıra güldük lan. HIÇKIRA HIÇKIRA. 

Acıkolik sensin pis manyak, ben acıyı sadece kırmızı pul biber acı biber turşusu bilirim, hadi git lan sen ağır şizofren, kopmuş yansıma vakası, 16,17,18,13,23,52 diye bildiklerim sadece rakam banane senin manalarından, şarkı senaryo diye yazıp söylediklerin izinsiz,bedelsiz telefon pc, dinleme yazılım sistem ürünü öze...l hayatı mahrem tecavüzü, telif hakkım var benim, her türlü hakkım her türlü saklı, kullanamazsın sen beni,kendine gel sen insan hakları doğal yaşam akış katili,hukuk ihlal hastası, medyum büyük filozofu, bana zarar veren şahısların adını büyütüp sınıf atlatan toplum dejenerasyoncusu, hukuk ihlal hastası, git artık rahat bırak beni defol,kendi kümesinde kendi tavuklarına horoz ol, insan hakları doğal yaşam akış katili, hukuk ihlal hastası toplum dejenerasyoncusu, sanane lan benim güzelliğimden, zekamdan, yaratıcılığımdan, özelimden, yaşadığım aşktan, hissiyatımdan ne yediğimden ne içtiğimden sanane lan benim malzemem, bedavaya kimseye çöp bile yok, çalış düşün kendin bul,...

DURUN, BEYNİM YANDI

Kırık kalpler ve folloş cümleler klubü.

Geometriyi seviyorum demiştim. DEMİŞTİM. 
Bugün girdiğim o muhteşem etütten sonra; EVET EVET ÇOCUKLARIMIZ İÇİN. 
O derece. 

Bu arada ben dediklerimden gerçekten bir şey anlamamaya başladım. 
Neyse. 

Dün geometriyi seviyorum ama bir şeyler eksik sanki dedim. 
Eksik olan bir şey yoktu, aslında 347329897687643425367897764534  soru fazlam vardı. 
Dedim fazlalıklarımı yakayım, YAŞASIN KAFILEKS. -geometriden önce ingilizceye el atacağım. Sırf sizin için.-

Dün aldığım etüte girmedim, bugün birisinin etütüne yama, kaynak, hortum, süzgeç -her ne boksa- ondan yaptım.
Sonuç muhteşemdi. 
Adam bir beşgen çizdi.
Çizdiğini sandı. 
Sanırım böyle bir şeydi; 




AĞLADIM. Sonra hacı ben topukluyorum dedim. 

Sonra akşam vakti bağıra bağıra good day sunshine'ı söyledim. İnsanların bana garip garip bakmalarını, akşam vakti sabah şarkısı söylememe yordum. 
Aslında sesimin REZALET olduğu hiç aklıma gelmedi. İyi mi. 

Hayatım çok çılgın lan. 
MASA ALTINDA SİGARA İÇME FALAN. 


John Lennon kalpli ♥

Üç gün geçti ve kendimi hazır hissediyorum.


Hello. My name is John. I love party, I love animaeel. 
REKLAMLAR BİTTİ. 


Dünyanın en güzel ifadesi.
Dünyanın en güzel bakış açısı. 
Dünyanın en güzel açık ağzı
Dünyanın en cümlenin sonuna kalp koyduran insanı. 
Dünyanın en güzel saçmalatan insanı.

Hayır siz değilsiniz, tabiki John Lennon. 




O duruş, o gözlükler, o sol elin yumruk olması, o sağ ayağın önde oluşu, o çorapların siyahlığı, o üzerinde durduğun kaykayın tekerleklerinin beyazlığı, o resminin siyah beyazlığı, o sivisşörtünün güzelliği, o burnunun yakışkanlığı, o teninin beyazlığı, o saçlarının bıcırıklığı...
Bi ölüp gelicem. Az sonra sizlerle birlikteyiz. 

Şimdi, sevinmeler.

Sen doğdun çünkü.
Sen doğduğun için dünyada 'All you need is love' diye bir şarkı var çünkü.
Sen doğduğun için 'Dont let me down' diye bir şarkı ebemizi sikiyor çünkü.
Sen doğdun diye 'I'm only sleeping' diye bir şarkı uykumuzu getiriyor çünkü.
SEN DOĞDUN DİYE ÇİLEK TARLALARI BU KADAR GÜZEL LAN, ANLIYOR MUSUN. 


Şimdi, insanlığı böyle öp iyi güzel ama ben öpeceksen lütfen elini dudaklarından çek.
Çünkü ben sadece seni ve sizi öpmek istiyorum, seçeneklerim çok kısıtlı. 
Bide zekiyim ama çalışmıyorum. 

Ama hala demek istediğim şeyi diyemiyorum.
Hey, John, demek istediğim doğum günün kutlu olsun değil,
Demek istediğim I WANNA HOLD YOUR HAND ULAN,




Aslında son 90329438659748032916753452934567897643215 dakikadır demek istediğim şey şu ki; 



SHE LOVES YOU ulan.

NE NERDE?!

Dünyanın en çılgın haftasonunu geçirdim.
Hatta bir ara durup oscar alan oyuncular gibi wouauuuw o yeah. oh my god! thank you mother I love youuu o yeaaaaaaa falan demek zorunda kaldım.
Aslında hayatımda hiç oscar töreni izlemedim.
Çok belli oldu sanki.

Dün sınav vardı sabah 09:00'da Çok zeki ve çevik olduğum için 07:30'da kalktım.
Demlenirim diye.
Saat 07:40 oldu, yetişirim ya ko götüne dedim.
Saat 07:50 oldu, amaan ölümlü dünya dur bi 10 dakika daha uyuyayım dedim.
Saat 08:00 oldu, makyaj derdim yok bir şeyim yok boşver biraz daha demleneyim dedim.
Saat 08:10 oldu, kalksam mı ne dedim.
Saat 08:20 oldu, BENCE ARTIK KALKMALIYIM dedim.
Ve evden çıktım.

Saat 08:30 oldu, otobüs gelmedi. Birazdan gelir ko götüne dedim.
Saat 08:40 oldu, gelir birazdan dedim.
Saat 08:52 oldu ve İÇİME BİR KURT DÜŞTÜ.
Ama yetiştim.

Sınava 09:05'te girdim ve 10:00'da SINAVIM BİTMİŞTİ.
Zeka dedim geçtim.

Sonra babamın yanına uğradım.
-Meraboeeaeaeaae bende sınavdan çıktım yanına geleyim dedim
-Sınav nasıl geçti?
-Okullarda açıldı hani sabahları uyanması zor oluyor
-Hıı, sınav nasıldı?
-Yaa işte bu sabah geç kalıyordum nerdeyse ama yetiştim giderken poğça almadım diyete başladım bundan sonra sağlıklı besleneceğim WE ARE THE CHAMPİONS
-Paran mı bitti senin.
-Şey bitti gibi.

Parayı alıp çıktım. Test kitabı almam gerekiyordu ama kırtasiyenin önünden İmaginee all the peoplee leaving for todaay diyerek geçtim.
Akşam ise kuzenimde kaldım.
Masa altında sigara içtik annemler anlamadı EHEHE ÇOK ÇILGINIZ dememi bekliyorsunuz ama yapmadık -normalde hep yaparız.-
Yatıp uyuduk.

Ve bugün.
Dersaneye yine geç kaldım.
Ve otobüs durağında dedeleri yedim.

Ben pıtırcık bir şekilde durakta oturuyorken bir dede yanıma geldi.
Sustu.
Sustum.
Sonra HANGİ OKUL YİĞENİM dedi.
-Şey anadolu lisesi.
-Hangi anadolu lisesi
-Anadolu lisesi işte.

Babacan bir tavırla ehehehe aferin aferin DİK DUR dedi.
Yukarıdan tanrı bana hep sen mi dedeleri yediricen lan millete amın feryadı al sana dede dedi ve bana hareket çekti.
O kadar korktum ki koşarak dersaneye gittim.


Şimdiyse burdayım, annemin çantasında mavi şeker buldum, evde iki tur attım MAVİ ŞEKER BULDUM, BEN BULDUM! diye.

Bu, dünyanın en çılgın insanları için geliyor; www.nobrain.dk

Niye hamallık yapayım

Meraba.
OKULA GİTMEK İSTEMİYORUM.
Bide artık fotoğraf makinem var.
Bide bideleri yanlış yazıyorum falan.

Okulda geçen günlerim rezalet.
Rezalet
Rezalet
Rezalet
Rezalet
Rezalet
Rezalet
Rezalet
Rezalet
REZALET
Umarım anlaşılmıştır.

Mesela okulda bir arkadaşım var.
Arkadaşım
Arkadaşım
Arka...
Tamam lan susuyorum.
İşte bu arkadaşım yazar olmak istiyor. Ama herkez diyor herşey diyor yanlız diyor.
Sonra bulunduğum kabın şeklini alıyorum.

Öğretmenlerim bana Artık küfretme amk diyor. Yaklaşık 3 ders sonra bana küfretme amk dedi. Küfretme, amk. Nası ya. LAN! diyorum.
Sonra sınıf nasıl nefes aldığımı anlamaya çalışıyor.

Yemekhanede kediler için insanların yemediklerini topluyorum. Bugün bir çocuk Patates yerler mi ki dedi. Bende yerler yerler aslında hiç yemek ayırmıyorlar çok tatlılar lan sevelim hayvanları WE ARE THE CHAMPİONS dedim. Bunun üzerine o zaman zıkkım yesin piçler YIHAHHHAHOHLAHOLALHOLA diye güldü.
Bulunduğum kabın şeklini alamadım bile.

Sonra yeterince yemek topladığıma kanaat getirip yemekhaneye yemek artıracak olan var mı kieee dedim. Koca salon birden sustu. Bir çocuk kaşığını düşürdü. Bir öğretmen sigara yaktı. Bir kadının ayakları suya deydi. Ve kocaman bir kız grubu bana bu buranın gerizekalısıymış üç diyince gülüyoruz bakışı attı.
Bende GO TO HELL BİTCHS diye haykırdım.
Şaka, ehehe afiyet olsun dedim.

Tüm bunların üstüne birde servis eklendi.
Servis.
Bir avuç ergen.
Yolda kalma potansiyeli olan bir servis.
Bir servis şoförü.
Sıcak.

AMK.

Neyse, iyi şeylerden bahsedelim.


Bunu okudum. Iıı, MUHTEŞEM.
Bir çocuk.
Sinir bozucu bir otorite.
Ve salyangoz yemeği.
Sonra devreye yazarın hayalgücü giriyor ve ağaçlarda süren bir yaşam başlıyor.
Lezizdi amk. Çok sevdim.


Bu adam her geometri dersinde geldi ve beni sıkıcı bir avuç açı ve ergenden kurtardı. Beraber kahve falan içtik referandumda neye hayır deniyordu ehehehe dedik sonra evlere dağıldık.
Annesi akşam ezanında eve istiyormuş.
Şey Dostoyevski, ADINI KOPYALA YAPIŞTIR YAPMADAN YAZABİLİYORUM.


Ama Nietsihredfghe üzerinde hala çalışıyorum. Çok belli değil mi?

Meraba

Meraba.
Bugün size zerre kadar komik olmayan bir şeyi anlatacağım.Oturun okuyun amk işiniz var sanki.
Konu ilk mp3 çalarımdan bugüne nasıl geldiğim.

Sene bundan beş yıl önceydi.
-Bu girişe gülebilirsiniz.-

Babamla aram iyiydi ve doğum günlerimi kutlardık.Bir gün bu adam doğum günü hediyesi ayağına elinde bir kutuyla çıkageldi.
-Evet,o kutunun içinde hediyem vardı. O değil de sizin bu zekanızı napıcaz biz?-

Kutunun içinde kıpkırmızı bir mp3 çalar vardı.
-Evet amk kıpkırmızı.-

Sanırım 125 şarkı falan alıyordu.
-İncici olacağım o zamandan belliymiş. Olayı anlamayanlar için geliyor; Olm 12,5 falandım ben.

Hayatımın en önemli şarkıları o mp3 çaların içindeydi. İlk Metallica dinleyişime aracı olan mp3 çalar oydu.
-Haa Metallica demişken; And Justice For All-

Ama o mp3 çalarda hep Türk Rock vardı. O taraflardan bezimi çektiğim için -durun amk böyle miydi bu deyim?- hala Türk Rock denince 7 yıllık şarkılar hakkında konuşabilirim.
-Türk Rock demişken; Mor ve Ötesi.-

Derken ben bu kıpkırmızı mp3 çalarımı okul müdürüne kaptırdım. İlk başlarda istemeye götüm yemedi, sonra istemeye üşendim.Müdürün odasına gideceksinde isteyeceksinde ohoo. Götümü kaldıramadım yani.
-Burda Türk filmlerindeki genelev sahipleri misali ince bi tondan girerek ah ha ha hah ha ha ha diye gülüyoruz.-

Sonra ben mp3 çalarsızlığa dayanamadım ve babamın kapısına dayandım. Beraber pazaristana gittik. Çok acayip yerdi ehehe. Bu sefer aldığımız mp3 çalar griydi.
- Gri. Evet.-

Bu mp3 çalarda beni mutlu eden tek şey Sakini keşfetmiş olmamdı.
-Sakin demişken bu defa ve sentetik sezar.

Ama onu pazaristandan almıştık. Bildiğin pazaristan amk, Bim'in teknolojik hali.Neticede gri dostumun ömrü kısa sürdü.
...
İşte şimdi dik oturup gözlerimizi kısarak okuyoruz.

Biriktirdiğim para sonucu annemle beraber teknosaya gidip bi mp3 çalar aldık. Bu seferki mp3 çalarım Siyah idi. Ehehe.
- Siyah -

Bu mp3 çalar hayatımı değiştirmişti. İlk Beatles dinleyişim onun sayesindeydi.
- Beatles demişken. ÖLÜRÜM. Favori albümüm Help! ve Abbey Road ve Revolver ve A Hard Day's Night ve Rubber Soul ve Beatles For Sale ve Please Please Me ve Let İt Be ve ve ve...-

İlk Led Zeppelin'im...
-Sevgilim olmaması olayını hiçbir zaman siklemedim. Ama Babe I'm gonna leave you'dan sonra bi sevgilim olsun istiyorum. Onu hayvan gibi sevmek ama ondan ayrılmak zorunda kalmak istiyorum. Ve Good Times Bad Times. Ve Going to California. Ve The Ocean. Ve Whole Lotta Love. Ve Ramble on. Ve ve ve...-

İlk Black Crowes'um...
-Greenhorn. Dünyada dinleyebileceğim en güzel şarkılardan birisi. Ve kept my soul.-

Onu o kadar çok sevdim ki anlatamam. İnsanlara vermekten çekindim. İsteyenlere 'Siktirin gidin lan o benim' dedim. Ara sıra ortalıktan kayboldu kerata,cinnet geçirdim.
Ah, onu o kadar çok sevdim ki. Onu o kadar çok seviyorum ki...

Neyse, çok seviye yükselttim. Hadi özet geçeyim;
Mp3 çalarları severim.