space

space

O x benim.

X: Seni ilk ben buldum Jim Morrison! İlk ben dinledim. Evet, sana umutla baktım, çünkü sen umut dolusun. Şey. Yani aslında ölümü kurtuluş olarak düşünü- Bİ DAKİKA. Seni ilk ben buldum. Dolayısıyla seni istediğim yerinden çekiştirmeye hakkım var. Ayrıca seks düşkünüsün. Ne kadar yanlış. Şey. Aslında bu seni pek ilg- NASIL İLGİLENDİRMEZ. Sen garip bir adamsın. Daha farklı yollar bulabilirdin. Şimdi burda böyle duruyo- Seni hiç mi anlayamadım yani?! Ama seni ilk be- LANET OLSUN. 
Jim Morrison: ...

***

X: Annares'e gitmek isterdim. Ama kesin mülkiyetçiliğimle ortalığın amına koyardım. 
Y:...
X: Yani düşünsene, kimsenin 'efendi' kelimesini bilmediği bir dünyadan bahsediyoruz. Ayrıca Odo da kadın. 
Y:...
X: Kertenkele çok garip bir hayvan.
Y:...
X: ...
Y: Efendim?

İnsanlar beni gerçekten seviyor.

Kısır döngü gördüm.

İnsanlarla dediğimi anlamıyor. 
Sinirleniyorum, bir şeyler diyorum. Hatta öylesine diyorum ki; ben bile ne dediğimi anlamıyorum. 
İnsanlar küstah bakışlarıyla kuru bir ''nasıl yani'' yi yüzüme çarpıveriyor. 
İşte o zaman düşünüyorum. Durumu anlatan beş cümle buluyorum. Cümleleri kendime söylüyorum, cümleler güzel geliyor. 
Hazırlanıyorum, ağzımı büyük bir hevesle açıyorum, ve işte kamyon geliyoor.

Birinci cümle.
İkinci cümle.
Üçüncü cümle. 

''Tamam tamam, anladım.''

Benim de ağzımdan kuru bir ''Öyle'' çıkıyor. O iki cümle için ne kadar uğraştığımı ise bilen yok. 
O cümleler, benim içimde kalınca bedenimi ele geçiriyor, geceleri pencere kenarındaki yatağımda beni uyutmuyor.
Ama yaşıyorsam tek nedeni, o pencere kenarındaki yatağıma geri dönüp tavana bakma isteği. 
Ama anlayamazsınız. 

Beni o yataktan başka kimse anlamıyor. Kimse acılarımı, o yataktan daha iyi dindirebilmiş değil. 
Bunları söylemek istiyorum. 
İnsanlar dediğimi anlamıyor.
Sinirleniyorum, bir şeyler diyorum. Hatta öyles...
 

Ama Beatles.

Beatles'la sevişmeye başladığım günden beri tanrıdan en büyük çaplı dileğim, bu güzel adamları bir de aşıkken dinleyebilmekti.
Aşık olacağım o zamana kadar da beynimin kütüphanesinde, kalın çerçeveli gözlükleriyle ansiklopedilere not alan çocuk üstünde deneyler yapmaya karar verdim. 
All my loving'i dinlerken sürekli ince bir hareket halinde olan dudaklarını,
I wanna hold your hand de ise sürekli kitapların üstünde gidip gelen ellerini hayal edip, kimi zaman huzuru bulup, kimi zaman beynimden çıkamadığı için üzülüp, kendimi kitaplara vurdum. 

Birgün, kafam yine kitaplar arasındayken güneşin birkaç defa doğup battığını anladım. Korktum ve kafamı kitapların arasından çıkardım. Cevizini korumak isteyen sincap korkaklığıyla etrafımı kollarken; 
onu buldum. 
Aslında benim kadar korkak değildi. Öyle duruyordu. Kafasından da bir şeyler geçmiyor değildi.Kafasından bir şeyler değil, çok şeyler geçiyordu. 
Ve ben görebiliyordum. 

İşte o çocuğun kafasından geçenleri alnından okuduğum günden beri, kütüphanedeki çocuk, kütüphanenin karşısındaki kafede dudak okuyabilen beyaz tenli bir kadınla konuşmaya başladı. 

Onun için sevindim. 
Ama unutamadım.
Her All my loving dinlediğimde aklıma onun dudakları geldi.
Onu özledim ama,
ama dışarda kütüphaneden ansiklopedi hacılamak için beni bekleyen çocuğun da elleri çok garip. 

Ama Beatles.

Dns ve ter


Kendime anlam veremediğim yetmiyormuş gibi, bir de biz bloggerları illegal yollara iten sansüre anlam verememezliğim baş gösteriyor.
Ama kurduğum anlamsız cümlelerde hala bir değişme yok.

Küçükken bakkaldan cips çalmaya çalışmıştım, ama adam beni görüp herkese ifşa etmişti.O günden beri illegal işlere bulaşmıyorum.
Yani ne zamana kadar bu gizli buluşmaları kaldırabilirim, bilmiyorum.
İllegal iş falan değil de, üşeniyorum; çaktırmayın.

xoxo dememek için kendimi zor tutuyorum ama HAYIR.

Dünya

Ne zaman aynaya baksam; kendimi elimde bir viski şişesi, ve ucunu yakamadığım bir sigarayla yakalıyorum. 
İnsanlar ne zaman bana baksalar; arkamdaki ağacı görüyorlar. 

Üstümde sürekli bir bulut geziyor. 
Çünkü sokakta geçtiğim yerlerin ıslanmış olmasını başka türlü açıklayamıyorum. 

Bazı geceler uyuyamayıp kendimi varoluş problemleriyle ısıttığım koltuğuma atıyorum. 
Ama sabahına ayaklarımı, kafamı koymam gereken yastığın üstünde mışıl mışıl uyurken buluyorum.
Kafamı ise hala bulabilmiş değilim. 

Düşüncelerimi zaman zaman kustuğumu, böylece de rahatladığımı düşünürdüm. 
Yedi yıllık bir süreden sonra gerçekten kustuğumda ise, daha her şeyin yeni başladığını anladım. 

Dünya üzerindeki hiçbir şey bana normal gelmiyor. 
Dünya üzerindeki her şey dışında. 

Bir hamamböceği kafasız bir şekilde, bir hafta yaşayabilir. 
Yıllarca kafasız yaşayan insanları düşünürsek eğer, çok komik bir rakam. 

Düşündükçe kafayı yiyecek gibi olduğum günler de oluyor. 
Sonra kafamın olmadığını anlayıp seviniyorum. 


Anlam veremiyorum.

Helloğ


Bu gördüğünüz şey, beni içine alınca 159 gb boş yeri kalabilecek olan iPodum. Ama beni kurduğum iğrenç cümleler yüzünden içine almak istemiyor. 
Hadi ona merhaba diyelim.
*Gülüşmeler -yani umarım.-*

Uzun zamandır bir şey yazamıyorum. Canım üşeniyor.
Ama anlatmam gereken şeyler de var.

Okunduğuna dair şüphelerim olan bu yere, belki de beni huzura erdiren en önemli şeylerden birini yazmalıyım.
Onu soğuk bir şub... EEH.
İşte bi çocuk var. Led Zeppelin falan dinliyor. Pulp Fiction'ı izlemiş. İnci sözlük seviyor. İnsanlara dedeleri yediriyor. Kimse onu anlamıyor. Daha izlemesi gereken filmler, dinlemesi gereken şarkılar, atması gereken taklalar falan var.
Konu bu. Süslemesini falan siz yapın.

yanak


Ben böyle şeylerin varolduğunu bildiğim zaman tanrıyı sevebiliyorum. 
Elimde değil.