space

space

Birazdan doğacağız.

Yaklaşık 4 saat 38 dakika sonra doğum günüm.
17 yaşıma basıyorum. İşin garip yanı, hiç ergenlik sivilcesi çıkarmadım.
 


Neler oldu;

Beatles oldu : Sıkıcı bir mart ayında mp3 çalarımdaki şarkılardan sıkılmış ve ava çıkmıştım. -ekşisözlük her yerde- Müzikle ilgili entryler okurken, onu buldum. 
İlk dinlediğim şarkı Yesterday'di. Ve ben o gün dedim ki, bu adamlar gelecekler, ve hiç gitmeyecekler. 
Öyle de oldu sanırım. Tanrı bile gitti ara sıra, ama onlar gitmedi. 


İlk sevdiğim Beatle, John Lennon'du. 
Sonra Paul McCartney oldu. 
Sonra kendimi George Harrison'un mistik ruhuna kaptırdım. 
Sonra Ringo Starr dedim, hepinizi yer.
Şimdi hepsini avcumda sıkmadan tutmayı öğrendim. Şarkılara saygıyla yaklaşmayı, hepsinin can yakmadan boynunu morartm... NEYSE. 

Hey Beatles, daha yolun başındayız. 


Led Zeppelin oldu: Led Zeppelin'le tanışıklığımız Beatles'tan öncedir. Bu adamları ilk dinlediğimde şunları demiştim; ulan lanet olasıca piçler, büyüyünce bir impala alıp, sizi öyle dinleyeceğim. 
İlk dinlediğim şarkıları Good Times Bad Times idi. -Stairway to Heaven olmadığı için bazen seviniyorum.-

Bu gençlerin arasında ilk Bonzoyu sevdim. 

Ölümü de her zaman çok farklı gelmiştir bana. 
Ama sonra Jimmy Page'i gördüm. Sonra da The west is the best dedim.

Hey Led Zeppelin, Since I've been loving you için ayaklarınızı yıkayıp, sonra da öpeceğim. Hatta izin verirseniz, boynunuzu bile morartab... NEYSE. 


The Doors oldu : The Doors'la tanışıklığım keşfettiğim her şeyden sonradır.
Ve The Doors beni en iyi anlayandır. 
İlk dinlediğim şarkıları People are Strange'di -Ki buna hiçbir zaman üzülmedim. Ama bazen, keşke when the music's over olsaymış derim.-
Her zaman Ray Manzarek insanı oldum, değişemedim. Ama Jimmy olsa kınamazdı; the west is the best derdi. 
Jimmy, '-Father +Yes son? -I want to kill you' dediğin için gosh bless you.

Hey The Doors, ne zaman yağmurlu hava görsem, size tapıyorum. Bu güzel ilişki yakında hayın arabalar tarafından ezilmeme neden olacak. 


İşte böyle aslan parçaları. Yıllar geçiyor, hala aynı gerizekalıyım. 
Hayatıma bir şeyler giriyor, sonra çıkmıyor. İçerisi giderek kalabalıklaşıyor. Bazı şeylerle yalnız kalmak istiyorum ama mümkün olmuyor. 
Daha yolun başındayız demek istiyorum, gerçekten, ama John da öldürülmeden 3 gün önce istediklerimi yapmak için çok vaktim var demişti. 

Vaktimin olup olmadığını tanrıdan başka kimse bilmiyor.
Tanrının olup olmadığını, yine tanrıdan başka kimse bilmiyor. 




Olsun, doğum günümüz kutlu olsun Beatles!
Hem de Oğuz Atay gerçeğine rağmen.

Hangimiz varız ki mi

Merhaba.
Ya düşünsenize, bir portakal bile varolabiliyor. Yeniyor falan. Güzel de kokuyor. Ya ben? Yenilebilir hale gelmem için katmanlarımı eritmem, güzel kokmam için de banyo yapmaya üşenmekten vazgeçmem gerekiyor.
Bazen diyorum ki, benim en azından beynim var. Ama sonra diyorum ki portakalın beyninin olmadığını nerden bilebiliriz. Hangimiz portakala 'senin beynin var mı la?' diye sorduk ki. Yani ben bi' ara sormuştum, cevap vermedi. Şimdi görüşmüyoruz.
Ben.Sadece tutunamıyorum.Tamam, tamam. Hesabı ben öderim.

Neleroluyor?

Dün Soysuzlar Çetesini yine izledim. 
Ve dedim ki; Tarantino, sen varya, lanet olasıca bir piçsin. 

Sonra uyku tutmadı, bir de Dövüş Kulübünü yine izledim.
Ve yine dedim ki; ulan benim tümörüm olsa adını direk Edward Norton koyardım. -Marla, burda bu işler böyle yürüyor.-

Sabaha karşı bir de kitap okuyayım dedim. -Anayurt Oteli-
VE YİNE dedim ki; gecikmeli Ankara treniyle gelen kadın, oy Zebercet'e neler ettin.

Bugün dedim artık bir şehre ineyim. 
Çok sevdiğim ve bir haftadan beri kafamdan çıkaramadığım şapkamla otobüse bindim. 
Bi çocuk vardı. 6 yaşında ancadır. 
ŞAPKAMIZ AYNI ÇIKTI.



Neleroluyor?

Bir melodi çocukluğum

Küçükken Nato'yu Ankara'nın ilçesi sanıyordum. 

Bütün hayatım da bundan ibaret.

Aylaklık


Bazen diyorum, ben iyi şeyler yapıyorum. 
Sonra tanrı diyor ki, git karnene bak amın feryadı.
Sonra gözlerimi kısarak uzaklara bakıyorum. 
Uzak dediğim de benim odanın duvarı işte. 
Allahta beni kahretsin. 
OF.    

Çılgınçocukiso

Bugün kedilere yemek hazırlıyordum. 
Bi arkadaşım anal seksten bahsediyordu. 
Daha önceki yazılarımdan birinde bahsetmişim olduğum bi arkadaşım vardı hani, adı İsmail'di. 
İşte o İsmail geldi, anal seks muhabbetinin üstüne 'Ona küçük sürprizler yapın.' dedi ve gitti. 
Ben. Toparlanamadım.

Sonra İsmail'le birlikte dershaneye gitmeden önce bir şeyler içelim dedik. O buz gibi sokakta çay bardağına sarılırken bi arkadaş geldi. Bizimle on dakika oturup bi çay içti. Sonra acelem var ben kalkayım dedi ve hesabı ödemeye gitti. İçerden üç çayın hesabını ödediğini duyup sevindik.
Sonra bize kalan parayla iki çay daha aldık ki arkadaş koşa koşa geldi. HESABI BEN ÖDEDİM OLM SAKIN PARA VERMEYİN dedi ve yanımıza gelemeden geri dönüş yapıp koştu. 
İsmail çok kıkırdadı, ben de kıkırdamakla donmak arasında kaldım. 

17 yaşına gelmiş adamım ve daha midye dolması yemedim. İsmail bunu duyunca yıkıldı. Ama yıkılmasıyla beni midyeciye sürüklemesi bir oldu. 
Adam midyeyi açtı. Ben de içinde sadece pilav var zannettim. 
Aslında ben midyenin kabuğu çok estetik olduğu için midye kabuğu içinde lokma lokma pilav satıyorlar sanıyordum. 
Hatta yıllarca midye dolması yemememin sebebi amaan boşver eve gidince pilav yapar yerim.'di.

Şey, MİDYE YUMUŞAKGİLMİŞ. 
Bunu anladığım ilk saniye kendimi Adeta gerçekteki canlandırmalar gibi AMAN TANRIIIIM diye bağırırken buldum.
Kendimi Sabri Yıldız gibi attıracak ve yerlerde de yuvarlanacaktım ama cadde doluydu. 


Aferin İsmail.

İşte sonra eve gittik.

Ayştayn 'sana gerizekalı diyenlere aldırma, bana da gerizekalı dediler; atomu parçalayıp ellerine verdim.' gibi bir şey demişti. 
Günlerden beni ben neyimi -ya da neremi- parçalayıp ellerine vereceğim diye düşünüyorum. 
Aklıma bir şeyler gelmiyor değil, ama çok ayıp. 
Neyse. 

Son günlerde yaptığım tek şey, Led Zeppelin'in 1973 Newyork konser kayıtlarını izlemek -aslında sadece Jimmy Page'yi izlemek. Robert Plant, anamı bu işe karıştırma. Ya da karıştır.- ve uyumak. 
Led Zeppelin'i çok seviyorum. Ama onun kadar yıkıcı başka bir şey daha tanımıyorum. 

Aslında ben küçüklüğümden beri şarkıcı olmak istemişimdir. Şeydeki gibi;
If I grow up I'll be a singer wearing rings on every finger.

Ama hiçbir zaman olamayacağımı da biliyorum. Ne bileyim. Şarkıcı olursam şarkı yapamam, yeniyetmelik dönemimi renkten renge attıran şarkıları söylemeye çalışırım. Ve o güzel şeylere duyduğum saygıdan dolayı, üzerlerinde en ufak bir oynama bile yapamam.

Ne bileyim. 
Hayat çok zor. 
Ve çok güzel.

life goes on, bra!
La la how the life goes on.